<font color=red>Kobe vs. Jordan: Karşılaştırılan Kriterler

 

Kobe Bryant,  50+ barajını arka arkaya dört kez geçen tarihteki ikinci oyuncu oldu. Wilt’in bilim-kurguya kaçan istatistiklerini bir kenara bırakırsak (ki bırakmalıyız da), günümüz basketbolunda bugüne dek yapılmamış birşey bu.

 

Peki Kobe hakkında ileri sürülenlerden hangisi doğru? Kobe, NBA tarihinin en büyük isimlerinden biri mi yoksa, bencil, liderlikten yoksun bir şov meraklısı mı? Takım oyununu baltalayan tavrıyla Lakers’a zarar mı veriyor, yoksa insanüstü bir performansla takımı sırtına alıp taşıyor mu?

 

Bu tartışmayı detaylandırmadan ve o malum klişe kıyaslamaya girmeden önce, NBA ve onun sistemi hakkında bir tespit yapalım: NBA’i Avrupa Basketbolu ile karşılaştırmak ve onu Avrupa Basketbolu’nu oluşturan değerlerle analiz etmek büyük bir hata olur. NBA, şov ve yaratılan kahramanların üzerine kurulu, tamamen ticari bir oluşumdur. Takımlar NBA’de şampiyonluk sayıları ile değil, efsanevi oyuncuları ile anılırlar. NBA TV’de tekrarı yayınlanan unutulmaz maçlar, süper yıldızların bireysel performanslarının zirve yaptığı , sahada birden çok süperstarın yer aldığı maçlardır. Bu kanalda, Detroit - San Antonio final serisinin bir maçına rastlarsanız, Lakers - Boston ya da Lakers - Sacramento serilerinin beş maçına rastlarsınız.

 

Burası bir sirktir ve bu sirkin yıldızları vardır. Onlar, diğerlerinden kendilerini ayırabildikleri oranda yıldız olurlar. Bodiroga’yı oynadığı dönemde Avrupa’nın en büyük yıldızı yapan değerlerle, Jordan’ı oynadığı dönemde NBA’in en büyük yıldızı yapan değerler çok farklıdır. Bir oyuncunun saha içinde sergileyeceği “One-Man Show”, NBA’de tam da taraftarın istediği birşeydir. Amerika’da, tribünleri dolduranlar ve maçı televizyon başında izleyenler, gözleri önünde bir Efes Pisen basketbolu sergilenmesine katlanamazlar.Averaj bir Lakers taraftarı için takımının kazandığı ama Kobe’nin 20 sayı attığı bir maç hiçbir keyif vermez. Aynı şey Chicago’lu bir taraftar, ya da Miami’li bir taraftar için de farkısız değildir.

 

Bu açıdan değerlendirildiğinde Kobe’nin şu sıralar gösterdiği performans kim ne derse desin taraftarın istediği performanstır. Hayatlarına heyecan katmaktadır ve maçların izlenme oranını artırmaktadır. Ve kimi zaman bir taraftar için süper yıldızının bu nevi performansları, bir şampiyonluktan daha tatmin edicidir. Bundan on sene sonra, geçtiğimiz sezona ait (2006) bir maç yayınlandığında bu, Miami’nin şampiyonluk maçı değil, Kobe’nin 81 sayı attığı Toronto maçı olacaktır.

 

O halde şimdi 10 puanlık uzman sorusunu soralım: Jordan mı daha iyi, yoksa Kobe mi?..

 

Öncelikle şuna peşinen karar verelim: Kobe, Jordan’la kıyaslanabilir mi?.. Burada kastetiğimiz, hangisinin daha iyi olduğuna yönelik bir tespitten önce, elmalarla armutları birbirine karıştırıp karıştırmadığımız. Hayır, karıştırmıyoruz. Kobe, oynadığı pozisyondan tutun da, fiziki özellikleri, oyuna olan aşkı, hücum stili ve savunmaya bakışı açısından, koca NBA tarihinde belki Jordan ile bunca benzerlikler gösteren tek isim.

 

Benzerlikleri bununla da bitmiyor. İkisinin de smaç şampiyonlukları var ve kariyerlerinin ilk yıllarında atletik özellikleriyle heyecan yarattılar. Ancak bu iki oyuncuyu, NBA tarihindeki diğer binlerce sporcudan ayrılan ortak bir özellikleri var ki, o da, aynı zamanda en fanatik taraftar kitlesine sahip isimler olmaları.

 

Aslında tüm tartışmanın temelinde de bu yatıyor. Bu iki adam arasındaki ölçümlemeye objektif bir açıdan bakmak neredeyse mümkün değil. Her iki taraftar grubu da, böyle bir münakaşada kendi oyuncusunu öne çıkaracak sayısız neden ileri sürebiliyor.

 

Bu noktada biz, olaya bir basketbolsever gözüyle bakmayı tercih edeceğiz. Asla bir istatistiksever ya da bir “hater” olarak yaklaşmayacağız.

 

Hangisi daha iyi?..Bu sorunun kesin cevabını söylemek mümkün değildir ve asla mümkün olamayacaktır. Çünkü NBA, çok kısa zamanda getirirlen kurallarla bambaşka bir şekil almıştır ve bu iki oyuncu asla en iyi zamanlarında karşılıklı oynamamışlardır. O halde, onları karşılaştırmak mantıklıdır ama bir sonuca varmak mümkün değildir. Madde madde açıklayalım...


1. Kobe, Jordan’ın sahip olduğu lider karakterine sahip değildir: Öncelikle bunun hiç de adil bir argüman olmadığını belirtelim. Çünkü Jordan’ın NBA’e adım atışı ile Kobe’ninki birbirinden oldukça farklıdır. Jordan draft edildiği anda, takımının liderliği koşulsuz ve tartışmasız olarak kendisine teslim edildi. Dolayısıyla Jordan bir yandan basketbolunu geliştirirken, bir yandan da liderlik özelliklerini zaman içinde doğal akışında ve baskı altında kalmadan oturtma fırsatını yakaladı.

Kobe’nin ise draft edildiği yıl, takıma NBA’in gelmiş geçmiş en büyük pivotlarından biri olmasına kesin gözüyle bakılan O’Neal dahil edildi ve gayet doğal olarak tüm liderlik ona teslim edildi. Kobe’den takıma liderlik yapması istenmedi. O’Neal’ın baskın karakteri nedeniyle zaten bunu istese de yapmasına imkan yoktu.

 

O’Neal’ın takımdan ayrıldığı dönemde ise Kobe, oyununu kanıtlamış biri olarak bir de, süratle liderliğini kanıtlama baskısı altında bırakıldı. Liderlik, evet doğuştan gelen birşeydir, ama aynı zamanda bu güç, süreç içinde insanın içindekini ortaya çıkarmayı öğrenmesiyle kıvamını bulur. Bu doğrultuda Kobe ile Jordan arasında bir kıyaslama yapılamaz; bu, adil olmaz.


                                                           

2. Kobe’nin başına ne geliyorsa egosundan geliyor: Kobe’nin egosunun kendisi için sorun yarattığı iddia edilir. Bu da doğru bir eleştiri değildir. Kobe’nin O’Neal ile olan tartışmada haksız olduğu savı da, insan doğasını bilmemekten doğan büyük bir yanılgıdır aslında. Bu adamları yıldız yapan şeyin yüzde 70’i egodur ve bu durum ekmek ya da su gibi doğal ve kabul edilebilirdir.

 

Kobe büyük bir yıldızdır ve bunun pekala farkındadır. Aynı şekilde O’Neal de öyle. NBA’de bu denli parlak iki yıldıza aynı takımda yer yoktur. Bu iki adamın aynı takımda üç şampiyonluk yaşamasının altında sadece Phil Jackson faktörü ve Kobe’nin genç yaşı yatmaktadır. Durum aynı şekilde devam edemezdi ve etmedi. Kobe’nin bir şekilde O’Neal’ın gölgesinden kurtulması gerekiyordu. Bu yadırganacak bir karar değil, aksine insanın doğasında olan bir şeydir. İki sert testi çarpışır ve biri kırılır. Bundan daha doğal birşey olamaz.  Jordan’sa kariyerinin hiçbir döneminde bu tarz bir ego savaşının içinde kalmamıştır.

 

Özetle Jordan, kariyeri boyunca egosunu tehdit altında olduğunu hiç hissetmedi. Kobe ise egosunu (çok da haklı olarak) baskın kılmak için O’Neal ve Phil Jackson ile sürekli çekişmek durumunda kaldı.


3. Jordan takımını şampiyonluklara taşırken, Kobe bunu becerememektedir: Basit bir gerçeği dile getirelim. NBA’de bir takımı şampiyon yapanlar süper starlarmış gibi görünse de, aslında rol oyuncularıdır. Chicago’yu onca yıl şampiyonluğa taşıyanlar Jordan’la beraber ve belki ondan daha çok Steve Kerr’ler, Ron Harper’lar, Scottie Pippenlar’dır. Aynı şekilde Lakers’ı şampiyonluğa taşıyanlar O’Neal ve Kobe’yle beraber, belki onlardan daha çok Rick Fox’lar, Derek Fisher’lar ve Robert Horry’lerdir.

 

Hiçbir yıldız bu anlamda tek başına bir takımı şampiyonluğa taşıyamaz, taşıyamamıştır ve taşıyamayacaktır. Bu kriterde de Jordan’ın şansından söz edebiliriz. Jordan oyununu zirveye taşıdığı dönemde, yanında her açıdan birbirini tamamlayan kusursuz bir kadro buldu. NBA’in en iyi 50 oyuncusu arasında bulunan ve O’nun liderliğini tartışmayan bir Pippen ile, işinin hakkını veren sayısız rol oyuncusuyla çevriliydi etrafı.

 

Kobe’nin ise oyununun zirvesine çıktığı bugünlerde etrafı, “çakma Pippen” diyebileceğimiz Lamar Odom, 19 yaşında bir pivot, tarihin en büyük hayalkırıklığını yaratan bir numaralı draftı Kwame, Steve Kerr’in yandan yemişi Vujacic ve Allah’ın tepesinden baktığı Smush’la çevrilidir.

 

Kısaca, bir yıldız ne kadar büyük olursa olsun, bir takımı tek başına şampiyon yapamaz. O halde şampiyonluk sayıları üzerinden yapılan bir karşılaştırma da temelden yoksun kalmaktadır.


4. Hangisinin hücum potanisyeli daha yüksek? Bu da yine havada kalan başka bir tartışma konusudur.Kimi Jordan’ın istikrarlı stilini savunup kendince haklı çıkabilecekken, kimisi Kobe’nin insanüstü patlayıcı gücü ve altüst ettiği rekorların üzerinden tartışmada lehine puan toplayabilir.

 

Fakat objektif olarak bakarsak, bir hücum silahı olarak Kobe, gerek üçlükleri oyununa dahil edebilmesiyle, gerekse Jordan’ın ancak 30 yaşından sonra geliştirdiği geri çekilerek atışları çok daha genç yaşta neredeyse kusursuz hale getirmesiyle bir adım öne çıkmaktadır. Kobe’nin hücum silahları açıkça daha zengindir.

 

Buna karşın rekorlara gelirsek de, aynı şekilde Jordan asla Kobe kadar takım arkadaşları tarafından hayalkırıklığına uğratılmadığı için, onun kadar zorlaması gerekmemiştir.  Bu bağlamda Kobe’nin yaptıklarını Jordan yapamazdı demek de aynı şekilde doğru olmayacaktır.

 

Onların hücum güçlerini kıyaslayamayışımızın bir diğer nedeni de, aralarında çok kısa bir zaman olmasına karşın, oyun kurallarının artık epey değişmiş olması. Bu pozisyonda oynayan bir oyuncu için olabilecek en büyük değişiklik gerçekleşmiş ve alan savunması gelmiştir. İki ve üç numaraların favori hilesi olan “izolasyon” taktiğinin alan savunması ile birlikte kalkması ile dengeler alt üst olmuştur. Evet, NBA’de alan savunması senelerdir tam olarak oturtulamadı. Fakat ikili ve hatta üçlü sıkıştımalar artık çok daha rahat gelmektedir.Bu açıdan bakarsak Kobe’nin tüm rekorları, bu savunma sistemine karşı hücum ederek kırmış olması dikkat çekicidir.

 

Kobe bütün rekorları savunması zayıf takımlar üzerinde kırıyor tezi de, geçen senenin finalisti Dallas’a üç çeyrekte attığı 61 sayı ile geçersiz kalıyor haliyle.


5. Neden bu iki oyuncu arasındaki kıyaslama bu kadar büyütülüyor? Aslında bunun sebebini yazının başlarında söyledik. NBA tarihinde belki de yalnızca bu iki oyuncunun kemikleşmiş fanatikleri var. Dolayısıyla bu karşılaştırma bir noktada ticari bir nitelik kazanıyor.

 

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Jordan efsanesini yaratan şeylerin başında, Jordan’ın başarısının olduğu kadar Nike firmasının ve Davis Stern’ün NBA’in başına geçisiyle değişen pazarlama stratejilerinin olduğunu kim inkar edebilir. Ya da Kobe bugün Lakers’da değil de Hornets’da oynuyor olsaydı, bu tartışma bu kadar taze kalabilir miydi?

 

Bu kıyaslama, gerçekçi, fakat alabildiğine subjektif sonuçlara dayanacak ve hiçbir yere varmayacak ölü doğmuş bir tartışmadır. Doğru açıdan bakıldığında; Jordan Superman ise, Kobe anti-kahraman Hulk’tur.  

 

Sonuç olarak; bugün Jordan’ın nasıl gelmiş geçmiş en büyük oyuncu olduğu kimi kesimlece tartışılmaz bir gerçek ortaya konuyorsa, aynı şey 15 sene sonra Kobe Bryant için de geçerli olacaktır. Çünkü günümüzde basketbolla ilgilenmeye başlayan gençler ve çocuklar için, her akşam takip edebilecekleri idol isim Kobe olacaktır. 

 

İnsanların bundan 15 yıl sonra çocuklarına  anlatacakları hikayelerin birçoğu Kobe’nin bugünlerde  kırdığı ve insanların internet ve diğer kitle iletişim araçları sayesinde bizzat tanık oldukları rekorlar yer alacaktır. İnsan hafızası ve algılaması, okuduğunu değil, gördüğünü dayatır mantığına. Nitekim Jordan’ı hatırlayanlar sürelerini doldurdukça, bugün Kobe ile büyüyenler sayesinde O’nun efsanesi yayılacaktır. Tıpkı geçmişte Russell’a, Wilt’e, Bird’e ve Magic’e olduğu gibi.

 

Buradan sonsöz mahiyetinde, Ekşi’de Kobe konusunda birbirlerine ayar vermeye çalışanlara da iki kelime birşeyler söyleyelim: “Bu sadece basketbol. Keyfini çıkarın.”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !